Resim

1553 yılına gelindiğinde Osmanlı için İran’daki Safevi şahlarının tehlikesi birdenbire arttı. Sınırda yaşanan olaylar sonrası İran üzerine sefer açılması gündeme geldi. İşte o günlerde Kanuni’nin huzuruna Amasya’da Valilik yapan oğlu Şehzade Mustafa mühürlü mektuplar geldi. Mustafa kendi ikbali (yükselmesi padişah olması) için İran şahına yardım ve işbirliği teklif ediyordu. Kanuni’nin başından kaynar sular döküldü. Kızgınlığını içine gömdü. Devletinin bekası (yaşaması) için bir karar vermesi onu da icra etmesi gerekiyordu.

1553 yılı Bahar aylarında orduyu da alarak Konya ovasına kadar geldi. Vilayet ve Sancak beylerini yanına çağırdı. Amasya Valisi oğlu Mustafa’yı da çağırmıştı. Mustafa, babasının bu isteği üzerine askerlerini de yanına alarak Osmanlı Otağı hümayununa (padişah çadırına) geldi. Kapıda iken nöbetçi askerler “silahını da bırakarak içeri gir” uyarısında bulundular. Halbuki padişahlar ile görüşmek üzere şehzadeler silahları ile huzura kabul olurdu. Kanuni, oğlunun gözlerine dalgın dalgın baktı. Hal hatır sordu. Sonra da “İstirahat buyur” diyerek dinlenmesini istedi.

Mustafa huzurdan çıktıktan sonra çadırına doğru gitti. Ve o anda beklenmedik bir olay gelişti. 7 dilsiz cellat üzerine çullandılar. Ellerindeki baltalar ile geleceğin padişahının neresi gelirse (beline, kafasına) vurmaya başladılar. Mustafa, cellatlara direndi. Onları dağıttı veya yere serdi. İşte o anda ünlü cellat Zal Mehmut Ağa elinde balta ile geliyordu. Nutku tutuldu. Zal Mahmut, onun sarayda iken sık sık görüştüğü en yakın arkadaşları arasında idi. Zal Mahmut, elindeki baltayı Mustafa’ya “Yallah” dedi ve vurdu. Mustafa yere düştü. Cellatmar kement ile boğazını bağladılar. Ve elleri ile sıkarak Mustafa’yı nefessiz bıraktılar.

Ve “cesareti ile askere örnek, fazileti ile herkesin gönlünü kazanan şehzade Mustafa - sözde “Devletin bekası (yaşaması) için öldürülmüş oldu! O koskoca cihan padişahı Kanuni, oğlu Mustafa adına mühür basılı mektupların başkaları tarafından yazılmış ve taklit edilmiş düzmece bir belge olduğunu araştırması gerekmez miydi! Bütün dünya insanlarını zulümden kurtaracağını söyleyen ve bu sözleri Topkapı Sarayının giriş kapısına yazdıran Osmanlı'nın kuruluşunun temel felsefesine de aykırı değil miydi olanlar! Bağdat yöresinde kumandanların ot biçtirmek bahanesiyle halka zorla çalıştırmak isteyenlere ceza verilmesi kanunlarını çıkarmamış mıydı Kanuni! Keza Osmanlı’nın yüce tarihi, Macaristan ovasında sefere giden askerlerin Hristiyan köyden geçerken bir bahçeden meyve koparırken bile “akçe parayı” kese ile astıkları halka zulüm değil adaletle davrandıkları yazılmamış mıydı Osmanlı Tarihinin altın sayfalarına!…Koskoca Kanuni, kendi kanından canından bir parça olan oğlu Mustafa’ya adaletin zerresini neden göstermemişti!

 


Comments




Leave a Reply